BAZI SOSYALİSTLERİN İŞÇİ SINIFI SEVGİSİ (!)

Mehmet Akkaya
Haziran 7, 2021

Sayesinde saltanat sürdüğü, hatta yaşadığı halde sayesinde, işçiyi hor gören, küçümseyen sermaye sınıfını, sermaye sahiplerini, dayıbaşılarını, modern köle tüccarlarını anlamak mümkündür.

Emperyalizmin, kapitalizmin sularında yüzmeye başladığından beri işçiye aksesuar muamelesi yapan, ama yönetim kademelerinin hiçbirine yanaştırmayan sokmayan, seçmeyen, seçtirmeyen sosyal demokrasiyi de anlamak mümkün.

Ömrü boyunca sınıf atlamak için çırpınan, cüzdanını büyüterek o cepheye atlayabilmiş, ama ruhunu köle etmiş sınıf kaçkınları da anlaşılabilir.

İsimlerinin önüne yapıştırdıkları unvanı, mesleki bir zorunluluktan çok, mensubu bulundukları sınıftan ayrılmak için kullanan kimi okumuşları (!) da anlamak mümkün.

Kendisi gibilerden haz etmeyen, hatta kendinden kaçan işçinin kendisi bile anlaşılabilir.

22 Mayıs 2021 tarihli “İşçi sınıfını kimler, niye küçümsüyor?” başlıklı yazıda bu kesimleri ele almıştık.

ANLAŞILMAZ OLAN

Ama birisi, ama birileri anlaşılmaz, anlaşılamaz.

Kimler mi?

İşçi sınıfının tarihin en devrimci sınıfı olduğunu…

Binlerce, on binlerce senelik ezilmelere, çürümelere ve kahroluşlara son vereceğini…

Kendisini kurtarırken diğer sınıf ve tabakaları bile kurtaracağını…

En vatansever, en anti-emperyalist, en bağımsızlıkçı sınıf olduğunu

Bilen, söyleyen…

Hatta onları Kâbe niyetine kutsallaştıranları, sosyalistleri kastediyorum.

Sahi, sosyalistin işçi sınıfını küçümsemesi gerip değil midir sizce de?

Şaşırdık, değil mi?

Tanık oldukça bende şaşırdım, şaşırıyorum.

Materyalistim, Marksistim diyorsa biri, Milli Demokratik Devrim ya da Sosyalist Devrim idealinde saf tutmuşsa eğer, o zaman, “adamın köpeği ısırması” olayı” değil midir durum?

İşte bu sözünü ettiğim arkadaşlar kısım kısım. Her kısma ayrı bakmak lazım.

SOSYALİST AĞABEYLER

İlk kısım, “sosyalist ağabeyler”.

Her şeyi bilen, her şeyi yaşayanlardır onlar.

15-16 Haziranları, MESS grevlerini, 71 Amerikan darbesini, devrimci DİSK’i yaşamışlardır.

Bazıları dağlara çıkmış, bazıları işkenceden geçmiştir.

Herkes için “devrimci ağabey”dir onlar.

Sözleri kanundur. Kimsenin ne diyecek sözü, ne de raconlarına raconu olabilir.

“Diyalektik Materyalizm”i, “Felsefenin Temel İlkeleri”ni geride bırakalı 50 sene olmuştur.

“Unuttuk mu, kabuklaştık mı” diye yeniden bakmaya gerek yoktur.

Hayat 80’den sonra donmuştur zaten.

“Değişmeyen tek şey değişimdir” diyeli 50 sene olmuştur zaten.

Her şey aynıdır, her şey eskisidir.

Hiçbir şey değişmemektedir.

İşçi sınıfı mı?

O da aynı. Nesi değişecek ki?

“Yaşasın sosyalizm, yaşasın proletarya”, olay bitmiştir.

Esnek çalışmaymış,

Özel istihdam bürolarıymış,

İşçi sınıfı iliklerine kadar parçalanıyormuş.

Uzaktan çalışma ya da taşeron işçilikmiş.

Pehh!

Hepsi işçilik sonuçta…

Çıkarsın kürsüye, seslenirsin proletaryaya, köklerinden sallarsın tarihi, olur biter.

Ne yazık ki sosyalist ağabeylerin bir kısmı bu durumda…

“Maddeyi anlamak”, “materyalist olmak”, “olgulara bakmak”, “atın ağzını açıp dişlerini saymak” gibi büyük sözler, sıra işçi sınıfının bugününü, değişmeleri, gelişmeleri anlamaya, bilenlere kulak vermeye gelince, işte o zaman bütün sözler uçuyor, yerine metafizik başlar, durağanlık başlar, değişmezlik, “her şeyi bilirimcilik” geliyor.

Kendinden başkasını sevmedikleri için de, amipler gibi hücrelerine kadar ayrışır, her biri bir mahallenin başına geçerler erişilmez abi olarak.

Bu ağabeylerin denetimindeki yayın organlarının teorik derinlikten her gün biraz daha uzaklaşması, analiz yapmayı bile unutması, giderek sığlaşması boşuna değildir.

ABİLERİN ABİLERİ

Elleri öpülesi ağabeyler vardır bir de…

70, 75 yaşını devirmiş, yüzlerce durumlardan geçmişlerdir. Yaşayan tarih, büyük tecrübedir onlar…

Hala dizlerini kırar, satır satır incelerler her durumu.

Hala yazanın, söyleyenin yaşına bakmadan dikkatle anlamaya çalışır yeni durumu.

Hala öğrencisi sayarlar kendini hayatın, hala sosyalizmin neferidirler.

Sayılır, sevilir, dikkatle öğrenilmeye çalışılır deneylerinden.

Böyle oldukları için de, gerçek ağabeydir onlar.

Selam olsun onlara!

YENİ KUŞAK SOSYALİSTLER

Şanssız kuşak…

Satır satır kitap okuma furyasını görmedi, ihtirasla öğrenmeye çalışmanın gecelerine, gündüzlerine yetişmediler, deryalar dolusu bilgiyle yüzülen zamanlarda olmadılar.

Tarihin, felsefenin, sinemanın, romanların, türkülerin, filozofların, her şeyin, hemen her şeyin masaya yatırılışını da görmediler.

Şimdi kolay sosyalist olmak, “La ilahe illallah” der gibi sadece.

Kapıdan attın mı adımı, tamamdır.

Ne kültürüne vakıf olman gerek, ne tarihini bilmen.

Ne sınıfların analizini yapman gerek, ne emperyalist savaşların köküne inmen

Hele işçi sınıfı mı?

İki kitap okudun mu, tamamdır olay.

İstediğin işçiyi örgütler, istediğin sendikaya “tu kaka” diyebilirsin.

Yeni kuşak sosyalistlere gösterilen yol böyledir ne yazık ki.

Hayattan, değişimden, akan ırmaktan, gerçeğe aşkla sarılmaktan uzaktır.

Materyalizmin ezberlerinde yaşatılan, gerçekte dogmatizmdir…

(Kılıçdaroğlu’nun, “biz artık eski CHP değiliz, 30’larınki ise hiç değiliz” sözünü bile dert etmeyen dogmatikler gibi…” Burada bir parantez açarak, CHP’de dolaştığı halde sosyalist olduğunu söyleyen komik arkadaşları da hatırlamış olalım.)

Sonuç olarak yeni kuşak sosyalistler de, tıpkı o ağabeyler gibi işçi sınıfını yukarıdan sevmeyi tercih ediyorlar. İşçi sınıfının değişen, çeşitlenen ve çoğalan sorunlarına inmeye zahmet etmiyorlar.

O yüzden onlar da emek verenlere kulak vermiyor, emekle yazılanları okumuyorlar.

“İşçi sınıfı değil mi canım, ne olacak ki” duruşundalar.

GÖZÜ KORKUTAN GERÇEK

Hem eski kuşak sosyalist ağabeylerin, hem yeni kuşak sosyalistlerin işçi sınıfını küçümsemesi, bir bakıma da gerçekle yüzleşmekten kaçınmadır.

Haksız da değiller.

İşçi sınıfı içinde çalışmak için üç kitap okuyan sosyalist olmak yetmemektedir.

Eski bilgiler de yetmemektedir.

İşçi sınıfı devasa bir kitledir,  toplumun yüzde yetmişidir artık.

Artık ancak iş hukuku uzmanlarının anladığı ve onların baş edeceği sorunlar türemiştir.

Artık, iş güvenliği diye devasa bir dünya sözkonusudur.

Eskiden pek önemsenmeyen, ama giderek büyüyen ve ürkütücü boyutlara ulaşan meslek hastalıkları diye bir olay vardır artık. 

Artık sendikaların, sendikal hareketin kendine özgü öyle sorunları vardır ki, türeyen bin bir çeşit sendika ile ayrıca bir deryadır bu konu.

Kısaca durum şu ki üstadım, işçi sınıfını örgütlemek için iki kitabi bilgi de yetmemektedir, iki tutuk ta.

E durum böyle olunca, sosyalizmin yüzeysel bilgisinin ötesi lazımdır artık. Birazcık zahmet etmek gerekmektedir.

Kimi yorgun devrimcilerin uzak durmasına, yeni kuşağın ise işin kolayına kaçmasına şaşmamak lazlım.

DAR KADROLARIN YÜKÜ

Eski kuşağın eski bilgilerini yeterli sanması, yeni kuşağın ise bilginin önemini keşfetmeyişi yüzünden, sosyalist örgütlerde dahi işçi sınıfı ile ilgilenmek, gerçekte az sayıdaki kadronun üzerine kalmaktadır.

Sonuç olarak, işçi sınıfı gerçeğinden uzaklaşan örgütün büyük kısmı, yoldaki fırtınaları sezmemekle kalmıyor, uyaranları da önemsemiyor artık.

Demir çarık düşseniz Anadolu yollarına ve yüzlerce toplantıda söyleseniz aynı sözleri, yüzlercesinden sonra bile ne dendiğini hatırlayanı az bulursunuz artık.

Konferanslar, kurultaylar, paneller yapsanız, yüzlerce sınıf ve meslek örgütü ile koro halinde tekrarlasanız kimi gerçekleri, önem sıralarında değilse nafile.

Yazılan onlarca yazı, meraklısı birkaç kişinin kenara sakladıklarıdır sadece.

OYSA!

Oysa devrim sonuçta örgütlenme işi, devrimci de örgütçü ise,

Devasa da olsa işçi sınıfı,

Çeşitlenen devasa sorunlarının her bir uzman, her soruna güç kuvvet de gerekse,

Önemsemek, dikkat kesmek, durumu anlamak, işleri paylaşmak olursa niyet,

Birlikte aşılmayan dağ, çözülmeyen sorun yoktur.

Sosyalist ağabeyler iyi bilirler, yeni kuşak için de zor değildir anlamak.

Niyet olsun yeter.

7 Mayıs 2021