Cumhuriyetin Kurucuları İçin Eğitim ve Öğretmen

Mehmet Akkaya
Mart 30, 2021

Bir ülkenin var oluşu ve yükselebilmesi için gerekli iki temel ayaktan biri lime lime olmuşsa, alarm zilleri çalınmaz mı?

O mesleğin mensuplarına kulak verilmez mi?

O mesleğin sayısız örgütlerine iş düşmez mi?

Toplumun, aydınların, siyasi partilerin, bürokratların, vekillerin umursaması gerekmez mi?

Velhasıl, memleket meselesi değil midir bu durum?

SAVUNMA VE EĞİTİM BAKANLIKLARININ “MİLLİ” GÖREVLERİ

Öğretmenlikten ve eğitim sisteminden söz ediyorum elbette.

Toplumun, ülkenin ve devletin iki temelinin birinden…

Memleketin onca görevi varken, neden sadece iki bakanlığın başına “milli” kelimeleri eklendi?

Neden bu bakanlıklar diğerlerinden daha fazla “milli” sorumluluk ve hedeflerle donatıldı?

Zaferin daha ilk günlerinde, Atatürk’ün öğretmenlere konuşmasında görüyoruz cevabı. Şöyle diyor;

Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, gerçek mutluluğa ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri memleketin geleceğini yoğuran irfan ordusudur. Bu iki ordunun her ikisi de kıymetlidir, yücedir. Fakat bu iki ordudan hangisi daha değerlidir, hangisi bir diğerinden üstündür? Şüphesiz böyle bir tercih yapılamaz. Bu iki ordunun ikisi de hayatidir…” (24 Kasım 1923’de Kütahya Sultanisinde (Lise) öğretmenlere hitabı)

“Bugün öğretmen ne durumda” konusunu incelemezden önce,  gelin hızlı bir tur atalım, Cumhuriyetin eğitime ve öğretmene nasıl yaklaştığını, Atatürk’ün vurgularıyla görelim.

ATATÜRK’ÜN KÜTAHYA LİSESİ’NDE ÖĞRETMENLERE KONUŞMASI

İstanbul ve Trakya hala işgal altındadır, Yunan işgalinin izleri her yerdedir henüz. Atatürk, Kütahya’nın kurtuluşu üzerine 24 Mart 1923’de Kütahya’dadır. Kütahya Sultanisi’ne (lise) öğretmenlere şöyle diyor;

“..siz irfan ordusu mensupları, sizlere mensup olduğunuz ordunun değer ve yüceliğini anlatmak için şunu söyleyeyim ki sizler ölen ve öldüren birinci orduya, niçin öldüğünü öğreten bir orduya mensupsunuz.

Bir millet, irfan ordusuna sahip olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferin köklü sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla mümkündür. Bu ikinci ordu olmadan birinci ordunun elde ettiği kazanımlar sönük kalır. Milletimizi geçek mutluluğa, kurtuluşa ulaştırmak istiyorsak, bizi ölümden kurtaran ve hayata götüren bugünkü idare şeklimizin sonsuzluğunu istiyorsak, bir an önce büyük, kusursuz, nurlu bir irfan ordusuna sahip olmak zorunluluğunda bulunduğumuzu inkâr edemeyiz.

Eski idarelerin en büyük kötülüklerinden biri de irfan ordusuna layık olduğu önemi vermemeleridir. Eğer önem verilseydi, geleceği emanet ettiğimiz sizlere, gelecek kadar güvenilir bir mevki verilmesi gerekirdi. Henüz üç dört senelik hayata sahip olan milli idaremizde irfan ordusu ile layık olduğu kadar ilgilenilememiştir.

Bir ordunun kıymeti kumanda heyetinin kıymeti ile ölçülür. Siz öğretmenler, sizler de irfan ordusunun kumanda heyetisiniz. (Kütahya Lisesi – 24 Mart 1923)

ATATÜRK’ÜN BURSA’DA ÖĞRETMENLERE KONUŞMASI

Büyük Taarruz zaferle sonuçlanmış, düşman İzmir’den denize dökülmüştür. Ekim ayında Atatürk Bursa’dadır. İstanbul’dan kalabalık bir öğretmen grubu, Atatürk’ü görmek ve zaferi kutlamak için Bursa’ya gelirler. Atatürk Bursa Şark Tiyatrosu’nda öğretmenlere özetle şunları söyler;

 “Hanımlar, Beyler!

… (sizden M.A) başka bir istekte bulunacağım; bugünün çocuklarını yetiştiriniz. Onları memlekete, millete yararlı fertler yapınız…

Bir milletin felâkete uğraması demek, o milletin hastalıklı olması demektir… Hastalığın tedavisi ilmî ve fennî… olursa iyileştirici olur. Yoksa tam tersine hastalık sürekli ve tedavi edilemez bir hale gelir…

Düşünceler, anlamsız, mantıksız safsatalarla dolu olursa, o düşünceler hastadır. Kezâ sosyal hayat akıl ve mantıktan mahrum, yararsız ve zararlı birtakım inançlar ve geleneklerle dolu olursa felç olur.

…Okul genç beyinlere, insanlığa saygıyı, millet ve memlekete sevgiyi, onuru, bağımsızlığı öğretir… Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için takibi uygun olan en sağlam yolu belletir…

Memleketimizin en bayındır, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklariyle çiğneyen düşmanı yenilgiye uğratan zaferin sırrı nerededir. Bilir misiniz? Orduların yönetiminde ilim ve fen ilkelerini rehber kabul etmektedir. …Evet, milletimizin siyasî, sosyal hayatında, milletimizin düşünce eğitiminde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır.

…en önemli ve verimli görevlerimiz eğitim işleridir… Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu şekilde olur… Bence bu programın ilkeleri ikidir:

1. Sosyal hayatımızın ihtiyaca uygun olması.

2. Çağdaş gereklere uygun olmasıdır.

…İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve milletin her bireyinin kafasına koyacağız.

Hiçbir mantıklı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz… Hayat felsefesini geniş gören milletlerin hakimiyeti ve köleliği altına girmeğe mahkûmdur.

Bütün bu gerçeklerin milletçe iyi gelişme ve iyi bir şekilde sindirilebilmesi için her şeyden önce cahilliği yok etmek gereklidir. Bundan dolayı eğitim programımızın, eğitim siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir.

Kesinlikle bilmeliyiz ki, iki parça halinde yaşayan milletler zayıftır, hastadır. Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz eğitimin sınırları ne olursa olsun, onlara esaslı olarak şunları öğreteceğiz.

1. Milletine,

2. Türkiye devletine,

3. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne,
düşman olanlarla mücadele sebepleri ve araçlarıyla donatılmış olmayan milletler için yaşama hakkı yoktur.

Hanımlar, Beyler!

Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için yalnız zemin hazırladı… Gerçek zaferi siz kazanacak ve devam edeceksiniz ve mutlaka başarılı olacaksınız.

Ben ve sarsılmaz inançla bütün arkadaşlarım, sizi takip edeceğiz ve sizin rastlayacağınız engelleri kıracağız.” (27 Ekim 1922 – Bursa Şark Tiyatrosunda öğretmenlere konuşması)

ATATÜRK’ÜN MİLLİ EĞİTİME VE ÖĞRETMENE DAİR SÖZLERİ

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı tarafından yayınlanan sözleri, oradaki halini koruyarak sunuyorum;

ESKİ EĞİTİMİN ZARARLARI HAKKINDA

“Bizim milletimiz, derin bir geçmişe sahiptir. Milletimizin meydana getirdiği eserlerin seyrini düşünelim. Bu düşünce bizi, elbette altı yedi yüzyıllık Osmanlı Türklüğünden, çok yüzyıllık Selçuk Türklerine ve ondan evvel bu dönemlerin her birine denk olan büyük Türk dönemlerine kavuşturur. Bütün bu dönemlere dikkat ediniz: Türk kendi ruhunu, benliğini, yaşamını unutmuş; nereden geldiği belirsiz birtakım başkanların bilinçsiz aracı olmak durumuna düşmüştür. Türk milleti kendi benliğini, kendi beynini, kendi ruhunu unutur gibi olmuş ve varlığıyla herhangi bir amaca, sonucu hor görülüş, tutsaklık olan, karşılık beklemeksizin köle olmaya giden değersiz bir hedefe sürüklenmiştir. Millet, maalesef bu dalgınlık halini çok devam ettirdi, bu yüzden her türlü yoksulluklara ve mahkûmiyetlere uğramaktan kendini kurtaramadı. Bütün bu uymaları, aldığı millî olmayan eğitimin gerekleri olduğunu fark etmeksizin sağlam bir eğitimin eseri olduğu inancıyla uyguluyordu. Eğitimin esası, eğitimin hedef ve niteliği ne büyüktür. Bu konuda yön yanlış ise ve koskoca bir millet güvendiği ve itimat ettiği kitaplardan, kutsal kitaplardan örnekler göstererek rehber olduklarını iddia edenlerin sözlerine inanarak yürürlerse ve bu yürüyüş yönü kendilerini yıkıma ve çöküşe götürürse suç, bu yönü izleyen temiz, iyi huylu, özverili, rehberlerine inanan zavallı halktan ziyade, rehberlere ait değil midir?” (1924 – Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II, s. 196)

 “Her Maarif Nazırı’nın, Vekili’nin birer programı vardı. Memleketin eğitim ve öğretiminde çeşitli programların uygulanması yüzünden, öğretim berbat bir hale gelmiştir.” (1923 – Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi 2.12.1929)

 “…görüştüğüm yirmi otuz yıllık bir maarif müdürü, memleketimizin çeşitli yerlerini dolaşmış, kendisinin açıklamalarına göre birbirine ters birçok programlar almış, uygulamış ve uygulattırmıştır. Çünkü hükümet başına gelen her nazır, kendine göre bir program yapıyor, onu duyuruyor, uygulama gereklerine çalışıyor… Bütün bu uygulama ve programlar ne veriyordu: Çok bilmiş, çok öğrenmiş birtakım insanlar… Amma neyi bilmiş efendiler, birtakım kuramları bilmiş… Fakat neyi bilmemiş efendiler, kendini bilmemiş, yaşamını, gereksinimini bilmemiş… Yaşamak için gerekli olan her şeyi bilmemiş ve aç kalmıştır! İşte bu öğrenim şeklinin uğursuz sonucu olarak denilebilir ki memlekette aydın olmak demek, okumuş olmak demek, çok bilmiş olmak demektir. Yoksulluğa ve fakirliğe düşmek demektir.” (1923 – Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 9.1.1930)

“Eğitim ve öğretimde hızla yüksek bir düzeye çıkacak bir milletin, yaşam mücadelesinde maddî, manevî bütün kuvvetlerinin artacağı kesindir…” 1928 (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I, 345)

 “Eğitim ve öğretim, millet olmanın, bayındır bir vatan kurmanın temel şartıdır…” 1922 (S.Edip Balkır, Eski Bir Öğretmenin Anılan, s. 99)

EĞİTİMİN MİLLÎ OLUŞU VE ÖNEMİ ÜZERİNE

 “Eğitimdir ki, bir milleti özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır veya bir milleti kölelik ve yoksulluğa terk eder. Eğitim kelimesi yalnız olarak kullanıldığı zaman herkes kendince istediği bir anlama geçer… Meselâ dinî eğitim, millî eğitim, uluslararası eğitim… Bütün bu eğitimlerin hedef ve amaçları başka başkadır. Ben burada yalnız yeni Türk Cumhuriyeti’nin yeni kuşağa vereceği eğitimin, millî eğitim olduğunu kesinlikle ifade ettikten sonra diğerleri üzerinde durmayacağım… Yeryüzünde üç yüz milyonu geçen İslâm vardır. Bunlar ana, baba, hoca eğitimiyle, eğitim ve ahlâk almaktadırlar. Fakat acınarak söylüyorum, gerçek olay şudur ki, bütün bu milyonlarca insan kitleleri şunun veya bunun tutsaklık ve hor-görü zincirleri altındadır. Aldıkları manevî eğitim ve ahlâk, onlara bu tutsaklık zincirlerini kırabilecek insanlık niteliğini verememiştir, veremiyor. Çünkü eğitimlerinin hedefi millî değildir… Bir de millî eğitim esas olduktan sonra onun dilini, yöntemini, araçlarını da millî yapmak zorunluluğu tartışmadan uzaktır…” 1925 (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II, s. 198)

ÖĞRETİM BİRLİĞİ HAKKINDA 

“Büyük millet, dünya uygarlık ailesinde saygın yer sahibi olmaya lâyık Türk milleti, evlâtlarına vereceği eğitimi okul ve medrese adında birbirinden büsbütün başka iki cins kuruma bölmeye bugünkü günde katlanabilir miydi? Eğitim ve öğretimde birlik olmadıkça aynı fikirde, aynı düşünüş biçiminde bireylerden oluşmuş bir millet yapmaya imkân aramak boş şeylerle uğraşmak olmaz mıydı?” 1925 (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I s. 210)

ÖĞRETMENİN DEĞERİ, YERİ VE GÖREVİ 

Daha şimdiden, kadın ve erkek cumhuriyet öğretmenlerinin, eğitim ve öğretim kurullarının yetiştirmekte oldukları öğrenci ile beraber, gerçek bir kültür ordusu manzarası gösterdiğine bizzat tanık oldum. Bu aydın kurulların, bulundukları ortamlarda, öğretim çevrelerindeki öğrenciden başka doğrudan doğruya halk üzerindeki çok verimli etkilerini büyük memnunlukla anarım. Bu husus aynı zamanda cumhuriyetsever ve ilerlemeye istekli halkımızın okula, aydınlanmaya olan özlemini ve bilgisizlik ve bağnazlığa olan düşmanlığının şiddetini de ifade eden en kuvvetli kanıttır.” 1924 (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I s.322)

“Okullarda öğretim görevini ve güvenilir ellere teslimini, memleket evlâdının, o görevi kendine hem bir meslek, hem bir ülkü sayacak üstün ve saygıdeğer öğretmenler tarafından yetiştirilmesini temin için öğretmenlik, diğer serbest ve yüksek meslekler gibi, aşama aşama ilerlemeye ve herhalde refah teminine elverişli bir meslek haline konulmalıdır. Dünyanın her tarafında öğretmenler, toplumun en özverili ve saygıdeğer unsurlarıdır.” 1923 (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I s. 289)

Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır!” 1924 (Büyük Tarih Trabzon’da, s. 11)

Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden “fikri özgür, vicdanı özgür, sezişi özgür” kuşaklar ister!” 1924 (M.E.İ.S.D.1, s. 20)

Öğretmenler! Yeni kuşağı, cumhuriyetin özverili öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni kuşak, sizin eseriniz olacaktır. Eserin değeri, sizin beceriniz ve özveriniz derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet fikir, bilim, teknik ve beden yönünden kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni kuşağı, bu özellik ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir.” 1924 (M. E. İS. D. 1, s. 19)

EĞİTİM VE ÖĞRETİM HAKKINDA

 “Eğitim ve öğretimin amacı, yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha ziyade memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, devrimci, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek yetenekte, doğru düşünüşlü, iradeli, hayatta tesadüf edeceği engelleri yenmeye kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programlarını ve sistemlerini ona göre düzenlemelidir.” (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955 s. 62)

*

Not:Cumhuriyet böyle inşa edildi. Cumhuriyetin kurucuları Milli Eğitime ve öğretmene böyle bakıyorlardı.

Sonraki yazıda, “toplumun en özverili ve en saygıdeğer mesleğinin” ne hallere düşürüldüğünü ele alacağız.

28 Mart 2021