İŞÇİ SINIFI 40 YILDA NELERİ YİTİRDİ?

Mehmet Akkaya
Kasım 3, 2021

İŞÇİ SINIFI 40 YILDA NELERİ YİTİRDİ?

12 Eylül ABD darbesinden, Özalların piyasacı vahşi kapitalizmi egemen kılmasından bu yana, 40 yıllık mücadele boyunca işçi sınıfının önemli kazanımları da oldu. Zaman zaman ele aldığımız bu başarıları toplu olarak değerlendirmek de gerekmektedir.

Başarılara rağmen işçi sınıfı, 40 yıldır esas olarak savunma mevzisindedir, sendikal hareket 40 yıldır, elindekileri koruma savaşı vermektedir. Terazide ağır basan kayıplardır ve kaybedilenler işçi sınıfı için elzem konulardır.

Bu sonuçta işçi tarafının da, iktidarın da payı olmuştur. İşçi önderleri, ülkenin başına örülen çorapları ve işçi sınıfının elinden alınmak isteneni zamanında göremediği, hazırlıkta geciktiği, yeterli kuvvetleri seferber etmediği için elindekileri yitirdi. İşçi tarafının zaaflarını fırsat bilen iktidarlar, dayandıkları emperyalizmin gücünü de iktidar kefesine koymuş, sonucu belirleyen olmuştu.

40 yıldan sonra, bugünlerde başka şeyler oluyor. Ağırlık dengesi değişti. Kaybedilenleri yeniden yerine koyabilmek için tarihi önemde fırsat doğdu.

Fırsatın ne olduğunu sonraki yazıya bırakalım, önce kayıpları anımsayalım.

40 YILLIK VAHŞİ KAPİTALİZM

-1983’te Özal ile, sonrasında Yıldırım Akbulut ve Mesut Yılmaz ile gördüğümüz ANAP’ın tek başına hükümetleri ve koalisyon ortaklıklarının,

Demirel, Çiller, İnönü, Karayalçın ve Baykal’ın başında olduğu DYP-SHP-CHP koalisyon Hükümetlerinin,

Erbakan ve Çiller’in RP-DYP koalisyon ortaklığının,

Ecevit’in tek başına iktidar olduğu DSP Hükümetinin,

Ecevit ve Yılmaz’ın başında olduğu DSP-ANAP Hükümetinin,

Ecevit-Bahçeli ve Yılmaz’ın başında olduğu DSP-MHP-ANAP Hükümetinin,

-3 Kasım 2002’den beri aralıksız olarak süren AKP Hükümetlerinin,

Birbirinin devamı olarak uyguladıkları, hiçbirinin önceki dönemde düzeltmeye niyetlenmediği işçi sınıfının başına getirilen belaları, daha büyük belalarla ekleyerek yola devam edilen bu süreçte neler oldu, görmeye çalışalım:

40 YILDA NELER OLDU?

-İşçi sınıfının Sosyal Sigortalar Kurumu elinden alındı.

-İşçi sınıfının ücretsiz ilaç veren SSK Eczanelerinin kapısına kilit vuruldu.

-SGK dahil bütün hastanelerden, muayene, tedavi ve ilaç parası alınmaya başlandı.

-SGK’nın prim alacakları defalarca affedildi, SGK kendini çeviremez oldu.

-SGK’ya rakip ve aleyhine olarak özel emeklilik şirketlerinin kurulması sağlandı.

-Özel emeklilik şirketlerinin SGK’nın karşısında palazlanması için bizzat devletin ve milletin kaynakları aktarılmaya başlandı. 2013 yılından beri her yıl, çoğu yabancı olan bu şirketlere topladıkları primin yüzde 25’i kadar Türk Milleti’nin vergilerinden destek verilmektedir.

45 yaşın altındaki her çalışan, önce “otomatik katılım” adıyla zorla BES’lere üye yapılıyor ve para kesilmeye başlanıyor. Bir süre sonra ayrılırsa eğer, ertesi yıl tekrar “otomatik katılıma” dahil ediliyor.

Çoğu yabancı tekellere ait olan özel emeklilik şirketlerinin oluşturduğu Bireysel Emeklilik Sistemine (BES) otomatik sokulan her kişi için devlet, vatandaşın kaynaklarından 1000 TL aktarıyor.

BES’lere sağlanan dördüncü destek, yine devletin kasasından ve milletin vergilerinden, bu şirketlerin topladığı toplam paranın yüzde 5’i kadar…

İki kez çıkarılan emekliliği uzatan yasalarla emeklilik neredeyse mezara bırakıldı.

-Emekli maaşının hesaplanma yöntemi ile iki kez oynanarak emekli maaşları kuşa çevrildi. Emekli muhannete muhtaç edildi, yeniden çalışmak zorunda kaldı.

-Ülkenin en değerli kurumları satıldı, kapatıldı, stratejik kurumlardan başlayarak neredeyse yabancıların egemen olmadığı sektör kalmadı.

-Yargının kesinleşmiş kararları ile satışları iptal edildiği halde kamuya iade edilmeyen 95 işletmedeki işgal, yasaların ve hukukun arkasından dolaşılarak meşrulaştırıldı ve yasalaştırıldı.

Kurumların satılması sırasında yüz binlerce işçi işini kaybetti, sürüldü, örselendi. Onlarcası canına kıydı.

-Doğu’da kapatılan, satılan her kurum, PKK’ya bayram ettirdi. Binlerce işsiz genç PKK’ya katıldı.

Köy Hizmetleri Kurumunun kapısına kilit vuruldu.

Karayolları’nın 103 adet Bölge Şefliği kapatıldı. PKK “eyalet sistemine gidiliyor” diye sevindi.

Satılmayan bütün kurum ve kuruluşların neredeyse bütün işleri yasalar da çiğnenerek ihaleye açıldı, buralara ağzına kadar taşeron dolduruldu. Öyle ki, Cumhurbaşkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, TBMM, iptal edilinceye kadar Başbakanlık ve Bakanlıklarda bile işler ihalecilere, taşeronlara verildi, bu kurumlar bile taşeronlara işgal ettirildi.

Belediyeler ihale ve yağma merkezine dönüştürüldü. Belediyelerin yapmakla görevli olduğu işler kurulan şirketlere verildi. Şirketlerde belediyenin yağmalattığı bu işleri başka taşeronlarla yağmalamaya başladılar. Bütün belediyeler, taşeron ve talan merkezine dönüştürüldü.

-Devletin sahipliğinde olması gereken ve devlet eliyle işletilmesi şart olan madenler satıldı, ya da kiralandı. Madenler, taşeronların talan ettiği ve işçilerin toplu olarak can verdiği katliam merkezlerine dönüştü.

-Eğitim sisteminin yapısı değiştirildi. Devletin öğretmen anlayışı tahrip edildi. Milli Eğitimin devlet öğretmeni, kadrolu öğretmen, adım adım tasfiye edilerek sözleşmeli ve ücretli öğretmenliğe geçilmektedir.

-Kolektif çalışma ve kamu yararı kenara itildi, performans ve norm sistemleri yayıldı.

İşçi simsarlığı ve kiralık işçilik yasalaştırıldı. Özel İstihdam Büroları eliyle kiralık işçilik pekiştirildi.

-İŞKUR’un yapısı ve işlevi değiştirildi. Hem Özel İstihdam Bürolarına kuruluş izni veren, hem de yeni icat edilen Toplum Yararına Çalışma biçimi ile bizzat kendisi de işçi kiralayan merkez haline getirildi.

– “Esnek çalışma” İş Yasası’na sokuldu. İşverene, işçiyi keyfine göre çalıştırabilme, istediği gibi sömürebilme olanağı sunuldu.

-Esnek çalışmanın çeşitli biçimleri olan, “uzaktan çalışma”, “çağrı üzerine çalışma”, “yarı zamanlı çalışma” iktidarlarındesteği ile yayılıyor.

-“Denkleştirme” uygulaması ile çalışma süresinin haftanın günlerine eşit bölüneceği kuralı ortadan kaldırıldı ve işverene fazla mesai ücreti vermeden çalıştırabilme olanağı verildi.

-Bir ay olan “deneme süresini” sözleşmelerle 4 aya kadar çıkarabilme, işverene, dört ay sonra sorgusuz sualsiz işçiyi işten atabilme fırsatı verildi.

-Kıdem tazminatı ve iş güvencesi olmayan “belirli süreli sözleşme” kamu kurumlarına ve sürekliliği olan işlere dahi sokulmakta ve yayılmaktadır.

-İş güvencesi yasası çıkarıldı, ancak 30’dan az işçinin çalıştığı yerdeki işçiye “iş güvencesi” yasaklandı. Bu işçiler “geçerli sebep” olmadan işten atılabiliyor, ama işe iade davası açamıyorlar.

-Eski mahkumlar için, “denetimli serbestlik” adıyla, ücret, yol parası ve yemek verilmeden, ortaçağdan bile vahşi bir çalıştırma biçimine başlandı.

-“399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname” ile ve “4/B” kapsamındaki “sözleşmeli personel” uygulaması işe işçi sınıfının bir bölümünün daha örgütlenme olanağı elinden alındı.

-Hükümet destekli sendikalar, parti şubesi gibi sendikalar yaratıldı. Hükümet eliyle hükümet destekliler palazlandırıldı, şube durumuma getirilenlerle sendikal demokrasi ayaklar altına alındı.

-Bizzat Hükümet marifetiyle yandaş olmayan çok sayıda sendikanın genel kurullarına müdahale edildi, Yönetim organlarına yandaşların gelmesi sağlandı, ya da üyeleri kurulan yandaş sendikalara zorla aktarıldı.

İşsizlik Fonu’nu, yol yapımı, uçak alımı, GAP, bütçe açıkları, büyükanne maaşı, işe yeni girenin maaşının yarısı ve işverenin ödemesi gereken SGK primi için talan ediliyor.

-Yasaların ve sendikaların giremediği, yabancı sermayenin sınırsızca cirit attığı “Serbest Bölge” adıyla işçi cehennemleri yaratıldı, sayıları 18’e, bu cehennemlerdeki işçi sayısı 74 bine çıkarıldı.

Sendikal örgütlenme, iktidarların seyrettiği işveren zorbalıkları, fütursuz kıyımlar, uzun ve uzayan yargı süreçleri ile daha da zorlaştırıldı.

-“Milli güvenlik ve genel sağlık” gerekçesiyle 17 ayrı grev ertelendi. İşçi sınıfının anayasal grev hakkı fiilen yapılamaz hale getirildi.

ZORBALIKLARIN KAYNAĞI

İşçi sınıfının elindekileri ortadan kaldırmak için 40 yıl boyunca süren bu aralıksız saldırının, değişen hükümetlere rağmen işçi düşmanlığında değişmeyen kinin sebebi, kaynağı olmalıydı.

İlk kaynak, 12 Eylül Amerikan darbesi ile getirilmek istenen cumhuriyet, halkçılık, devrimcilik ve milliyetçilik karşıtı programdır.

Özal ile başlayan, aralıksız olarak 2015’lere kadar aralıksız olarak devam eden, kısmi olarak terk edilmiş gibi görünmekle birlikte 2021 senesine kadar devam eden kamucu ve halkçı planlı ekonomiye düşmanlıktır.

 Yerleştirilmek istenen piyasa ekonomisidir, vahşi kapitalizmdir.

Devleti ekonomiden çekerek, ulusal ekonomiyi özel şirketlerin ve yabancı sermayenin dizginsiz cirit alanına dönüştürmektir.

Stratejik sektör hassasiyeti bile gütmeden neredeyse bütün sektörleri yabancı tekellerin egemenliğine sunmaktır.

Ve elbette bütün bu planların gereği olarak, sendikal hareketin örgütlenme ve mücadele olanağını zayıflatmak, yandaş zincirleriyle elini kolunu bağlamak lazımdı.

Binbir türlü çalışma biçimleriyle işçi sınıfını hücrelerine kadar parçalamak lazımdı.

Parçalanmış, birey haline getirilmiş işçinin pazarlık gücünü de belirli süreli sözleşmelerle, esnek çalışmanın diğer biçimleri ve kiralık işçilikle ortadan kaldırmak lazımdı.

Ve işçisi, emeklisi ile bütün işçi sınıfının ücretlerini maaşlarını bastırmak lazımdı.

40 yıldır aralıksız olarak uygulanan bu programın sahibi emperyalist Batı idi. Emperyalistler, Avrupa Birliği, OECD, IMF ve Dünya Bankası aracılığı ile Hükümetlerin önüne koydukları isteklerdi bunlar.

Bunların tamamına yakını, emperyalizmin sularında dolaşan büyük burjuvazinin TİSK ve TÜSİAD başta olmak üzere bu kesimin örgütlerinin, sınırsız sömürü arzusuna uygundu.

Nitekim kıdem tazminatını yok etme hırsı da, emperyalist Batı’nın, işbirlikçi büyük burjuvazinin ve bu kesimlerin arzularını emir sayan hükümetlerin bitmek tükenmek bilmeyen hırsları olmuştur.

Not: Sonraki yazıda, “İşçi sınıfı ve sendikal hareket için fırsat”ı ele alacağım.