SGK Genelgesi Kod 29 yarasını iyileştirmiyor, derinleştiriyor

Mehmet Akkaya
Nisan 9, 2021

Sosyal Güvenlik Kurumu, Başkan Vekili İsmail Yılmaz imzası ile 8 Nisan 2021 tarihinde 2021/9 sayılı bir genelge yayınladı. Genelge, SGK’nın İşten Çıkış Kodları hakkında, 4857 sayılı İş Kanununun “İşverenin Haklı Sebeplerle Derhal Fesih Hakkı” başlığını taşıyan 25. maddesindeki “Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Uymayan Haller”in tamamını kapsayan 29 Nolu Kod’u hakkındaydı.

4857 sayılı yasanın 25/II maddesi şu konuları içeriyor;

a-) Sözleşmenin gerektirdiği kendisinde olmayan önemli vasıf ve şartları varmış gibi göstermek, gerçeğe uygun olmayan bilgi veya sözlerle işvereni yanıltmak.

b-) İşveren ya da ailesi hakkında şeref ve namusa dokunacak sözler söylemek, davranışta bulunmak, işverenin şeref ve haysiyetini kıracak asılsız ihbar ve isnatlarda bulunmak.

c-) İşverenin başka bir işçisine cinsel tacizde bulunmak.

d-) İşverene, ailesinden birine ya da işverenin başka işçisine sataşmak, işyerine sarhoş yahut uyuşturucu madde almış olarak gelmek ya da işyerinde bu maddeleri kullanmak.

e-) İşverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunmak.

f-) İşyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemek.

g-) İzinsiz veya haklı bir sebep olmadan ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü yahut bir ayda üç işgünü işe gelmemek.

h-) Yapmakla ödevli bulunduğu görevleri hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmek.

I-) Kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmek, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratmak.

NERESİNDEN BAKSAN GULYABANİ

İşte bunca sebepten herhangi biri hakkında işçi tazminatsız olarak sokağa atılabilmektedir. SGK Genelgesinin bu hoyratlıkları düzetip düzeltmediğini ele almadan önce, yasa maddesine biraz daha yakından bakmak lazım.

1-) İşçiden kurtulmayı düşünen işverene, seç beğen al denilecek türden devasa bir çeşitlilik sunulmuş, akla ziyan konular bir araya getirilmiş.

2-) Yasa yoluyla işverene sınırsız bir suiistimal olanağı verilmiş. İşçinin tazminatsız olarak işten atılabilmesi için işverenin iddiasını yeterli saymış, iddiasını destekleyecek bir sorumluluk yüklememiş.

3-) Bu yolla işten atılan işçi, sadece kıdem ve ihbar tazminatını yitirmiş olmuyor, işsizlik ödeneğinden de yararlanamıyor.

4-) İşverenin beyanı ile yetinen, ilgili işten çıkış kodu ile hemen damgalayan SGK, işverenin suçlamasının gerçek olup olmadığına dair herhangi bir ön soruşturma yapmamaktadır.

5-) SGK’ya ya da başka bir devlet kurumuna, işverenin suçlamasının gerçekliğini araştırma yetkisi verilmemiştir. İşveren hem suçlayıcı, hem cezalandırıcıdır. Hem savcıdır, hem de hakim. 

6-) Haksız yere suçlanan işçiye kalan tek çare, yıllar sonra sonuç alacağı yargıya başvurmaktır. Göle su gelinceye kadar da kurbağanın canı çıkmaktadır çoğunlukla.

7-) 14 milyon 371 bin sigortalı işçinin sadece 2 milyon 69 bininin sendikalı olduğunu, bunların da ancak yarısından biraz fazlasının toplu sözleşme yapabildiğini, ayrıca 10 milyona yakın sigortasız işçiyi dikkate aldığımızda, işverene kanun yoluyla nasıl bir yetki verildiğini düşünmek bile ürkütücüdür.

ÜÇ YILDA 604 BİN 616 TAZMİNATSIZ KIYIM

2018 yılında 233 bin 430 işçi, 2019 yılında 194 bin 524 işçi, 2020 yılında 176 bin 662 işçi Kod 29 kapsamında işten atılmış.

SGK Başkanı’nın açıkladığı verilerden öğrendiğimizin Türkçesi şu ki, 4857 Sayılı Yasanın 25/II maddesi ile işverene verilen işçiyi kıdem ve ihbar tazminatı olmadan sokağa atabilme yetkisi ile sadece son üç yılda 604 bin 616 işçiye kıyılmıştır.

Kanunun verdiği suçlama listesinden birini işaretleyerek, 604 bin 616 ocağa ateş salınmış.

Hepsinin bir yıldan fazla çalışan işçiler olduğunu varsayarsak, hakkını aramak için 604 bin insan yargıya gitmeye mecbur edilmiş.

Bırakalım avukat ücretini, dosya masrafını bile vermeye bile güçleri yetmeyen bunca işçi, adalete ulaşabilme olanağı bile ellerinden alınmaktadır.

Ve sadece son üç yılda kayıt içindeki 600 bin ailenin ocağın ateş düşmüştür.

Bu sayılara kayıt dışı dünyanın faciaları da eklendiğinde, kıyımın boyutlarını düşünün gayri..

YASANIN VİCDANI

Cinsel taciz, hırsızlık, hakaret, sataşmak gibi Türk Ceza Kanunu’nu da ilgilendiren konularda dahi, adli vakaya dönüşüp dönüşmediği, emniyetin saptamasının olup olmadığı dikkate alınmadan sadece işverenin suçlaması ile işçi tazminatsız olarak atılabilmekte, yüz kızartıcı suçla atılmış olma damgası yemektedir.

İşçiye, işverene ya da ailesinden birine söylenen “kalıbının adamı değilsin”, “salak mısın”, “lan” sözleri, kanunun bu düzenlemesi sonucu Yargıtay’ın bile haklı sebeple işten atılma gerekçesi sayılabilmektedir.

Düşünün, 20 yıl boyunca aynı işverene çalışan bir işçi, emekliliğine bir ay kala, bir iş arkadaşına “lan” dediği için 20 yıllık kıdem tazminatı yakılarak sokağa atılabilmektedir.

İşçiler arasında bazen sohbetin çeşnisi sayılan bu sözler işverenin tazminatı yakabilme kozu olabilmektedir.

“Yapmakla ödevli bulunduğu görevleri hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmek…”

En komik işten atma sebeplerinden biri de bu.

Bu işçinin aklında sorun olması gerekmez mi?

Belki de işçi, anlamadığı ya da yapması mümkün olmayan işi yapmaya zorlanmaktadır. Canından bezdirmek, tahrik etmek ya da suçlanabilecek ortam yakalamak isteniyordur…

İşverenin suçlamasına uygun kodu gözü kapalı yazmadan önce bu fıkranın işverene haksız ve sınırsız bir suçlama yetkisi verdiğini düşünmek gerekmez mi?

“…doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunmak.”

Böyle bir sebeple tazminatsız olarak işten atıldığınızı düşünün!…

Maalesef ki, çalışma hayatımızı düzenlediğini varsaydığımız yasaya ait bu sözler.

“… işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratmak.”

İşe bakar mısınız?

15 yıl boyunca çalıştığınız yerde bir aylık ücretinizle ödeyemeyecek kadar hasara sebep olduğunuz anda, bir kuruş tazminat vermeden kolunuzdan tutup sokağa atabiliyor işveren.

Nasıl bir vicdandır bu?

Bu yasayı yapanlar, uygulayanlar, işçiye zararını taksitle ödeme olanağı verilebileceğini neden düşünmezler? 

“İşverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunmak…”

Güven… Nedir güven? Fili tarif etmek gibi bir şey…

“Güveni kötüye kullanmak” gibi lastikli bir sözle herkesi işten atabilirsiniz.

“Meslek sırrı” bir de!…

İşçiyi sokağa atmayı kafasına koymuş bir işverenin kolaylıkla içini doldurabileceği balonlar…

Dahası da var, ama ilgisiz okuyucuları fazla sıkmayalım.

GENELGE YARAYA DERMAN MI?

Hırsızlıkla işe gelmeme, işyerinde hasar ile cinsel taciz, balon bir torbaya doldurulmuş, haklı sebeplerle işçiyi tazminatsız olarak işten atma yetkisi diye kanun maddesi haline getirilip, işverene sunulmuş.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II. Maddesi. Maddenin adı “Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına uymayan haller.

Bu durumun SGK’nın işten çıkarılma kodlarındaki karşılığı ise Kod 29.

Dolayısıyla 25/II maddesi ile yani Kod 29 ile işten atılan işçi, “ahlaksızlık” ve “iyi niyetli olmamakla” suçlandığını düşünmektedir haklı olarak.

Nihayet SGK, yayınladığı genelge ile işçiye kıyak yaparak, 25/II maddesindeki her fıkraya ayrı bir kod numarası vererek çuvalı ayrıştırmış, tazminatsız olarak işten atılan işçiye sürülen lekeyi saptamış.

Ancak, Kod 29’u parçalayıp farklı numaralarla adlandırmak, parçalanan numaraların 25/II ile ilişkisini ortadan kaldırmıyor.

Kıdem ve ihbar tazminatı olmadan işten atma gerekçesinin kodu iken, parçalanmış haliyle de her ayrı kod, tazminatsız işten atmanın kodları olarak önemini sürdürmektedir. Ha kel Hasan, ha Hasan kel…

SGK işçinin utancına hak vermiş, evet. Ama sadece hak vermiş. Ötesi yok.

Ötesi zaten SGK’nın ve genelgelerin sınırını aşmaktadır

YASANIN ELDEN GEÇMESİ ZAMANIDIR

İşverene sınırsız ve sorumsuz kıyım yetkisi veren, 20 milyondan fazla işçinin boynundaki 25/II giyotini, elden geçirilmesi, düzeltilmesi ertelenemez bir sorundur artık.

-Devlet kurumlarının bile utandığı bu yasanın genelgelerle düzelmesinin mümkün olmayacağı ortadadır.

-İşverene böylesine hoyratça sebeplerle işten çıkarma yetkisi verilmesini düzeltmek lazımdır.

-Lastikli tariflerin içinin doldurulması ya da yasadan çıkarılıp atılması lazımdır.

-Türk Ceza Kanununa kapsamına giren konuları kabahat ve kusurlardan ayırmak lazımdır.

– Disiplin cezalarıyla, uyarılarla çözülebilecek sorunları bile tazminatsız işten çıkarmaya dönüştüren vahşeti gidermek lazımdır.

-İşveren beyanını yeterli saymak, işvereni hem suçlayıcı hem cezalandırıcı olarak donatmak, devlet kademelerince düzenlenecek ön denetimlerden de muaf saymak, düzeltilmesi gereken bir lekedir.

Sonuç olarak sorun, SGK’nın işten çıkış kodlarında değildir.

Sorun, SGK’yı bile utandıran işten çıkarılma sebepleridir.

Sorun 4857 sayılı yasanın “Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Uymayan Haller” başlıklı 25/II maddesidir.

Çağdaş bir ülkede, emeğe, üreticiye, insana değer verilen bir ülkede olmaması gereken bu yasa maddelerindedir.

Sorunu görmemeye çalışırsak, bırakalım SGK’nın utancını, bütün kurumlar utansa nafile.

Kanunu düzeltelim, devlet kurumlarımız utanmasın, insanlık utanmasın artık!

9 Nisan 2021